Yazı Detayı
09 Temmuz 2017 - Pazar 23:11 Bu yazı 1819 kez okundu
 
YÜRÜMEK VE ADALET
Josef KILÇIKSIZ / Fransa
alivefa@devhaber.net
 
 

Yürümek:  Adalet İle Anlamını Bulan Yeni Bir Ruhun Kıvılcımı

 

Bildik konvansiyonel çerçevenin dışına taşan ve hiç beklenmedik tehlikeli gelişmelerin ortaya çıkabileceği bir konjonktüre giriyor Türkiye.

 

Liberal demokrasinin popülist bir otoriterlik ile yer değiştirdiği dünya kapsamında bir gerileme çağından söz etmek mümkün. 

 

İnançlar hayatı anlamlandırmada başarısız kalmış.

 

Bir çok din ve inanç öğretisi özgün bir şey sunmak yerine pek çok farklı ve keyfi yorumun çapraz kesişmesinden başka bir şey sunmuyor.

 

Yalancı peygamberlerin saygınlık gördüğü bir çağ bu.

 

Küreselleşme, öznenin tüm özerk alanlarını birbirleriyle iletişim içinde olan ve içerikleri sürekli birbirine akan  su yataklarına dönüştürüyor.

 

Bu süzgeç, sıvı toplumunun küresel kültür akışkanlığı hızlı bir debiyle devinmekte.

 

Hal böyleyken Alman Bakan Gabriel’in, “Türkiye’deki iç çatışma ve gerginliklerin Almanya’ya taşınmasından korktuğumuz için Erdoğan’ın konuşmasına izin vermedik” demesi, arkaplandaki gerçek kırılmayı gizlemeye yönelik bir söylem.

 

Kırılmanın izlerini ta Malatya Zirve Yayınevi katliamına kadar sürmek mümkün.

 

Anımsanacağı gibi orada Hiristiyan bir Alman vatandaşının boğazı köktendinci faşistler tarafından kesilmişti.

 

Bu kırılma, İncirlik ve Deniz Yücel ile bir fay hattına dönüşmek üzere.

 

Türkiye bir hukuk devleti ve yargı bağımsızsa, “ben bu makamda olduğum sürece Deniz Yücel iade edilmeyecek” söylemi derin bir tutarsızlık ve çelişki barındırıyor.

 

“Büyükada'da gözaltına alınanlar 15 Temmuz’un devamı niyetinde bir toplantı için bir araya gelmişlerdi. Demirtaş bir teröristtir” demek devam eden yargı süreçlerine müdahale değil mi?

 

İnsanların geleneğe ya da alt kimliklere bağlanma eğilimleri bu güvensizlik çağında giderek artıyor, bazıları buna mikromilliyetçi eğilimler diyor, peki Erdoğancılık nasıl bir alt kimlik, nasıl bir mit?

 

İdeolojilerin metafiziği kırılmadan, yaslandıkları mitolojik dünya anlaşılmadan onlarla başetmek zor görünüyor.

 

CHP’nin çizgisi, sadece şahıs ve parti temelli ve ekonomi üzerinden bir karşı çıkıştan siyaset ve demokrasi temelli bir muhalefete doğru evriliyor.

 

Kılıçdaroğlu bir “siyasi ilticacı” gibi yürüyor, zira savunduğu değerler epey aşındırıldı ve kurucu ideoloji toplumdaki ayrıcalıklı yerini yitirdi.

 

 “Ne  güzel işte, vesayet ve statüsquo zemin kaybediyor” diye hemen sevinmeyin, zira sözümona vesayetin arkada bıraktığı boşluğu siyasal islam dolduruyor.

 

Üstelik aşınan sadece seküler yaşam tarzı, bir arada yaşama hukuku, dayanışma ve adalet değil, ahlak ve vicdan duygusu da büyük bir erezyona uğradı.

 

Ayrı işletmede aynı sömürüye, ayrı kasabada aynı zulme maruz kalanlar ile aynı sorunların yaraladığı komşuluk ilişkileri içinde yaşayan insanların  ortak başka bir toplum tasavvurunun gerçekleşebilirliğinin zayıflaması neye bağlanabilir?

 

Kollektif yazgının çekim alanından uzaklaşanlar bireysel yazgılar inşa etme derdindeler.

 

Doku uyuşmazlığı içinde birbirinden nefret eden insanların yanyanalığından oluşan kalabalığı bize dayanışma, empati ve çokkültürlülük toplumu olarak kakalamaya çalışıyorlar.

 

Oysa bazı sıvılar birbirine karışmazlar.

 

Her karışı kanla sulanmış topraklar, Çanakkale ve Ortak Vatan mtitnin arkasına gizlenmek istenen şey aslında iflas etmiş kollektif vicdandır.

 

Açılıp bir türlü kapanmayan parantezler (siyasal islamcılar Attaürk devrimleri için bu nitelemeyi kullanıyorlar), tarihsel travmalar ve kırılmalardan sonra Türkiye toplumu diye bir olgunun varlığı tartışmalıdır.

 

Kanımca sadece mezhepsel, ideolojik ve ırksal homojenliğin oluşturduğu öbeklenmeler var.

 

Bu steril sosyal yapıları birbirine bağlayan çimento “vatan sevgisi” falan değil, çıkar ilişkileri, iç/dış düşman, kin ve intikam saati üzerinden ararlarındaki dayanışma duygusudur.

 

Öğrenim görüp meslek sahibi olmak, evlenmek, yuva kurmak, adilce yargılanmak, gibi alışılmış, sıradan konvansiyonel bir yaşam sürme olanağı yaratmanın günümüzde konvansiyonel olmayan tutumlar ve sıradışı bir köktencilik gerektirdiğini CHP anlamış görünüyor.

 

Ancak bu anıklığın zamanlaması soru işaretleri yaratmış olmakla birlikte, bıçağın kemiğe dayandığı yer, tesadüf bu ya, Berberoğlu’nun tutuklanması oldu.

 

“Fetö artıkları ve HDP’lilerle yürümem” diyenlerin siyasi aidiyetlerinde adalete ne kadar yer var?

 

Mevcut hükümetin uygulamalarından Kürtlerin de şikayetçi olması çok doğal değil mi?

 

Asıl soru, onları Seyit Rıza ve Şeyh Sait’i ezen Mustafa Kemal’in partisiyle yanyana yürümeye iten bildik koşulların arkasında başka gizli bir ajanda aranmalı mı sorusudur?

 

HDP’nin yürüyüşe desteği taktik, bir tecridi kırma yöntemi midir? Öyle olsa bile bunun savundukları siyasetle içsel bir tutarlılık arz ettiğini söylemeliyim.

 

Niyet okunarak strateji belirlenen zamanları geçtik.

 

AKP’nin seçmen tabanı HDP’nin yürüyüşe dahil olmasıyla birlikte kemikleşip konsolide oluyor, zira Türkiye’de siyasi bir azınlık dışında hemen hemen herkes HDP’yi  Pkk olarak okumaktadır.

 

Kürt siyasal hareketi bu kamburdan kurtulmalı ya da apaçık Pkk’ye bağlılığını ilan edip saflarını netleştirmeli, zira Pkk ile organik bağ, liberal sol için de taşınamaz siyasal bir varlık yüküdür.

 

“Adalet yürüyüşüyle Fetö’ye mağduriyet bahşedildi” deniyor.

 

Kanımca kalkışmayı sadece bir Fetö darbesi olarak okuyan anlayışın gizli bir gündemi var. Bu abartılı öcü üzerinden Kemalist ve sol büyük tasfiyelerin yapılması hedeflendi.

 

Kılıçdaroğlu hiçbir zaman Dhkpc gleneğinden gelen köktenci sol mahallenin diliyle konuşmadı.  Gülmen ve Özakça çağrıları son derece insanidir.

 

Ancak Gülmen ve Özakça’nın yaşaması gerekiyor. Köktenci sol mahallenin mücadele yöntemleri, hümanist solun “insanı yaşat” buyruğuyla çelişiyor.

 

Ülkemiz zor ve karmaşık bir süreçten geçerken  yaptığı bu çıkışla kitlenin algı ve bilinç düzeyinin çok ötesine geçip bu açıdan başarılı bir liderlik sınavı veren Kılıçdaroğlu, ard arda seçim hezimetleriyle zayıflayan parti içindeki konumunu da güçlendirdi.

 

Olağanüstü kongre sesleri kısıldı. Kılıçdaroğlu biraz da kendisi için yürümüştür!

 

Herşeye rağmen yürümek gerekiyor. Hayatın finansallaştırılmasına karşı yeni ve diri bir umut için yürümek gerekiyor.

 

Yürümek ideolojik, sosyal ve vicdani her türlü rehavete karşı bir meydan okuma, bir silkelenmedir.

 

Yürümek, adalet ile anlamını bulan yeni bir ruhun kıvılcımı olabilir.

 

Bu yürüyüş sağır duvarlara adalet çığlığı vurdurup geriye yansıyanın fotoğrafıdır bir bakıma.

 

Nicelik olarak başarısız gibi görünse de sessiz desteğin nitelikselliği açısından çok başarılı.

 

Bir şizofren kadar dahi gerçeklikten pay alın derim, zira bu adalet’in son çığlığı… 

 

 

 
Etiketler: YÜRÜMEK, VE, , ADALET,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
13 Eylül 2018
Kötülüğün Kalıtsallığı
936 Okunma.
04 Ağustos 2018
cama çarpan güvercin
1321 Okunma.
16 Nisan 2018
Suriye’de Tek Sahnelik Psikodrama
3379 Okunma.
14 Nisan 2018
taşların sohbeti
630 Okunma.
09 Nisan 2018
"Devlet Sanatçısının” İçsel Tutarlılığı
659 Okunma.
08 Mart 2018
Kadın Bayramı Kutlu Olmasın!
1355 Okunma.
06 Nisan 2017
Kafamda Deli Sorular ve "Başkanın Adamları"
994 Okunma.
08 Ocak 2017
Kutuplaş(tır)ma
1676 Okunma.
28 Aralık 2016
Doğu'nun Hiristiyanları Ve Noel
1266 Okunma.
11 Aralık 2016
Yok Yere Delirdik
1014 Okunma.
06 Aralık 2016
Bir A. Altan Savunusu
1176 Okunma.
01 Aralık 2016
yandık
889 Okunma.
15 Kasım 2016
Sol Romantizmin Metafizikle Flörtü
1143 Okunma.
07 Kasım 2016
Vaat
977 Okunma.
01 Kasım 2016
Türk Neo-Faşizminin Metafiziği
1055 Okunma.
20 Ekim 2016
Musul Kontekstinde Ulus-devletin Emperyal Rüyaları
1049 Okunma.
17 Ekim 2016
Azra ve şehir
1106 Okunma.
06 Ekim 2016
Ah sevgilim
1026 Okunma.
26 Eylül 2016
YALANIN ANATOMİSİ
970 Okunma.
24 Eylül 2016
KIRIK KALPLER CUMHURİYETİ
937 Okunma.
21 Eylül 2016
SCHOPENHAUER OKUMALARI
1251 Okunma.
06 Eylül 2016
6-7 Eylül’ün Diyalektiği
2287 Okunma.
01 Eylül 2016
TÜRK MAHALLESİNDE BARIŞ
1274 Okunma.
09 Ağustos 2016
Yenikapı : Genel İradenin İsterik Gösterisi
1137 Okunma.
08 Ağustos 2016
Aşkın Anatomisi, Aşktan Yalnızlık ve Acıya Yatay Geçiş
1312 Okunma.
04 Ağustos 2016
Ahlaki Çürümenin Sorumlusu Homo Economicus'un ‘Yanlış’ Tanrısı Mı?
1390 Okunma.
02 Ağustos 2016
Kötülüğün Sıradanlığı
931 Okunma.
29 Temmuz 2016
Lilith ve Şeytanın Çocukları
1328 Okunma.
27 Temmuz 2016
SOKAĞIN İHANETİ
939 Okunma.
23 Temmuz 2016
BEN ÖLMEM
1123 Okunma.
23 Temmuz 2016
DARBE MEKANİĞİ
1405 Okunma.
22 Temmuz 2016
Emperyal Monarşiden Ulus Devletin Butik Cumhuriyetine
963 Okunma.
16 Temmuz 2016
Darbe Girişiminin Kodları
1385 Okunma.
12 Temmuz 2016
İslami Mahallede Şizofren Devlet Aklı
948 Okunma.
10 Temmuz 2016
MIRRA
1029 Okunma.
06 Temmuz 2016
STALİNGRAD
1100 Okunma.
02 Temmuz 2016
Safir Ütopyam
1194 Okunma.
27 Haziran 2016
Golgotha Coğrafyası
1074 Okunma.
24 Haziran 2016
DECCAL
993 Okunma.
20 Haziran 2016
SİNEKLERİN TANRISI
1125 Okunma.
18 Haziran 2016
SİYASAL İSLÂM
966 Okunma.
16 Haziran 2016
HAYATIN DERİN ANLATISI
1274 Okunma.
12 Haziran 2016
Osmanlı Nostaljisi
1128 Okunma.
09 Haziran 2016
KAPİTALİZM ÖLDÜRÜR
1225 Okunma.
Haber Yazılımı